Riha Baro Başkanı: Mesele Kürt olunca TBB de sessiz kaldı

Paylaş:
RIHA - Rojava’da insanlık suçu işlendiğini belirten Riha Baro Başkanı Abdullah Öncel, TBB’nin yaşananlara karşı sessiz kalmasına tepki göstererek, “Sınır kapısının açılması için resmi başvuruda bulunduk ancak hala dönüş yapılmadı” dedi. 
 
HTŞ-DAİŞ ve Türkiye destekli paramiliter grupların 6 Ocak’ta Halep’te başlayan ve sonrasında Kuzey ve Doğu Suriye’yi hedef alan saldırılarında birçok savaş suçu işlendi. Efrîn-Suriye İnsan Hakları Örgütü’nün Ocak ayı verilerine göre, cihadist gruplar tarafından Kuzey ve Doğu Suriye’de bin 220 kişi katledildi, 2 bin kişi de kaçırıldı, çok sayıda kişinin de akıbeti belli değil. 
 
Öte yandan HTŞ-DAİŞ saldırıları sonucu birlerce insan yerlerinden edildi. Göçlerin yoğun yaşandığı yerlerden biri de kuşatma altında olan Kobanê. Direnişin devam ettiği kentte, su, elektrik, internet kesintisi yaşanıyor. Temel ihtiyaçların engellenmesi ise insani krizi derinleştiriyor. Aynı zamanda Kobanê’ye ulaştırılmak üzere Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu öncülüğünde toplanan 25 TIR’lık temel yaşam malzemesi ise engellendi.
 
Riha Baro Başkanı Abdullah Öncel, kuşatma altındaki Kobanê’ye yardım TIR’larının gitmesinin engellenmesi, saldırılar ve HTŞ-DAİŞ tarafından işlenen suçlara dair değerlendirmelerde bulundu. 
 
Türkiye’de ki, “çözüm” sürecinin kilit noktasının Rojava olduğunu belirten Öncel, “Sayın Öcalan'ın zaten üzerinde durduğu en önemli meselelerden biri de Rojava bölgesiydi. Bütün aktörler hem Türkiye hem Suriye hem Kürt tarafı bütün görüşmelerin odağının Suriye’de ki gelişmelere göre şekilleneceği yönünde açıklamalarda bulunuyordu. Gördüğümüz kadarıyla da Suriye hükümetini tamamen Türkiye yönlendiriyor. Üzülerek şunu ifade etmek istiyorum ki; özellikle Türkiye tarafının Kürt bölgesine karşı bakış açısı ve artan Kürt karşıtı söylemler ciddi rahatsızlık yaratıyor” dedi.
 
‘KOBANÊ SURUÇ DEMEKTİR’
 
Öncel, yüzyıllardır kardeşlikten bahsedildiğini kaydederek, “Halen kardeş olamamışız. Sınırın öte tarafında, Suruç’ta, Ceylanpınar'da, Nusaybin’de, Cizre’de yaşayan halkımızın akrabaları var. Hepimizin akrabaları var. Kobanê, Suruç demektir, Suruç Kobanê demektir. Nusaybin Qamişlo, Qamişlo Nusaybin demektir. Bundan yüzyıllar önce emperyal güçler Suriye ve Türkiye sınır hattını belirlerken, birinci derece akrabalarımız sınırın öte tarafında kaldı. Sınırın öte tarafında yaşayanlar bizim bir parçamız. Fakat özellikle son dönemdeki söylemler Kürt halkında inanılmaz derecede ciddi bir kırılma yarattı. Sürekli nefret söylemleri ve halkı kriminalize eden söylemler açığa çıktı” diye belirtti. 
 
‘NEFRET SÖYLEMLERİNE SON VERİLMELİ’
 
Kürt halkının kendi dili, kültürü ve gerçekliği ile yaşamak için mücadele ettiğinin altını çizen Öncel, “Bunu kabul etmek gerekiyordu ama maalesef ciddi bir blok konuldu. Orada IŞİD’in türevleri, HTŞ çeteleri, yüzlerce insanı katlettiler, kadınları katlettiler, çocukları katlettiler. Bir halk yok olmak üzereydi” dedi. Anlaşmanın sağlanmasının memnuniyet verici olduğunu dile getiren Öncel, “Rojava'da yaşayan halklar ile çok iyi kardeşlik ilişkisi, komşuluk ilişkisi yaşanabilirdi. Bu travmanın devam etmemesi gerekiyor. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin ve kardeşlik hukukundan dem vuran kişi veya kişilerin bu nefret söylemlerine son vermesi gerekiyor” diye konuştu. 
 
TBB’YE ELEŞTİRİ
 
Saldırıların Kürt halkında ciddi bir tepkiye neden olduğunu, özellikle sınır ilçelerde bunun daha görünür olduğunu vurgulayan Öncel, bunu açığa çıkan eylemselliklerde de gördüklerini ifade etti. Öncel, duyarsız kalanları eleştirerek, “5 tane çocuğumuz Kobanê’de donarak yaşamını yitirdi. Urfa Barosu olarak bu olay meydana geldikten hemen sonra Türkiye'deki tüm baroların çocuk hakları merkezlerine bu durumu bildirdik. Bölge baroları sürecin en başından itibaren duyarlılık ve aktif bir şekilde ilgi gösterdi. Hatta çatı örgütümüz Türkiye Barolar Birliği'ne de bildirdik. Ancak sırf Kürt oldukları için Kobanê’de yaşadıkları için, bu tarz kurumların tepkisiz kalması beni inanılmaz üzdü. Bunu da her platformda dile getirdik. Halbuki çocuk ölümlerine karşı toplumun ne kadar duyarlı olduğunu biliyoruz. Ama konu Kobanê’de ki kardeşlerimiz, çocuklarımız olunca toplumun bir kesiminin sessiz kalması gerçekten bizleri derinden üzdü” diye kaydetti. 
 
‘ROJAVA’DA İNSANLIK SUÇU İŞLENDİ’
 
Rojava’ya dönük bir dizi insanlık suçunun işlendiğini ifade eden Öncel, anlaşmanın hayata geçirilmesi ile birlikte HTŞ-DAİŞ’in insanlık suçlarının daha net ortaya çıkabileceğini belirtti. Öncel, “Bu vahşet kabul edilebilir bir durum değil. İnsanlık suçudur. Buna Türkiye'deki tüm demokrat kurumların tepki göstermesi gerekiyor. Birleşmiş Milletler, UNESCO, Avrupa Birliği tüm kurumların sert bir şekilde tepki göstermesi gerekir” diye belirtti. 
 
Yapılan anlaşmaya dikkat çeken Öncel, “Bu anlaşmanın garantör ülkeleri var. Yani Birleşmiş Milletler orada bir koridor oluşturabilir. Birleşmiş Milletler gözlemcileri orada görev alabilir. Veya garantör ülkeler oraya temsilci gönderebilirler. Çünkü gerçekten bu yapının geçmişine baktığımız zaman çok da iyi bir pratiğinin olmadığını söyleyebiliriz. Kafa kesen, insanları katleden, kadını ve çocukları yok sayan, ifade özgürlüğünü hiçbir şekilde kabul etmeyen tekçi bir anlayış hakim olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla orada mutlak şekilde uluslararası gözlemcilerin, Birleşmiş Milletlerin, Avrupa Birliği'nin veya garantör ülkelerin orada bulunması, insan hak ve hukukunu koruma adına belli bir süre görev almaları gerekiyor diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı. 
 
KOBANÊ’DE  KUŞATMA
 
Kobanê’de ki kuşatmaya da dikkati çeken Öncel, Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılması için baro olarak resmi başvuruda bulunduklarını, ancak hala kendilerine dönüş yapılmadığını ifade etti. Öncel, “Bu sürecin başarıya ulaşması en azından halktaki o hayal kırıklığını önleme adına şu yapılabilir. Türkiye Cumhuriyeti tarafından hemen Mürşitpınar Sınır Kapısı açılabilir. Bunun, toplumdaki yaşanılan hayal kırıklığını ciddi anlamda ortadan kaldırabileceğini düşünüyorum. Ve bunun yapılması da gerekiyor. Kobanê’de hala elektrik, su, gıda yok. Bu bir insanlık suçu. Çocuklar gıda bulamıyor, ekmek bulamıyor vatandaşlarımız. Tam anlamıyla bir kuşatma altında oradaki halk” dedi.
 
‘HERKES ÇÖZÜM İSTİYOR’
 
Kürt sorununun demokratik temelde çözümünü herkesin istediğini vurgulayan Öncel, “Bir kardeşlik hukukunun temin edilmesi gerekiyor. Son süreçte faşizmin hortlatıldığını gördük. Barış, çözüm diyorlar, aylardır tek bir adım atılmadı. Mürşitpınar Sınır Kapısı’nı açmayarak, halkta ki güvensizliği daha da arttırdılar. Sürece dair bugüne kadar hukuki bir düzenlemenin yapılmaması, son süreçte yapılan gösteri ve yürüyüşlere orantısız güç kullanılması, insanların tutuklanması halkta sürece dair güvensizliği arttırdı ve niyete de gölge düşürdüğünü söyleyebilirim” diye belirtti. 
 
MA / Diren Yurtsever