Kahire’de Jineolojî Merkezi: Bölgedeki parçaları birleştiren bir platform olacak SÖYLEŞİ

Paylaş:

HABER MERKEZİ - Kahire’de açılan Jineolojî Düşünce, Araştırma ve Danışmanlık Merkezi Başkanı Dr. Dina Muhsin Ali, “Abdullah Öcalan’ın fikirleri sadece Kürt halkına ya da Kürt kadına özgü değil, bilakis her zaman, mekan, düne, bugüne ve yarına uygundur” dedi.

Mısır; köklü tarihi, kültürel birikimi ve çok kimlikli yapısı ile bölgedeki yeniliklere öncülük etmeye devam ediyor. Geçtiğimiz Haziran ayında başkent Kahire, akademik ve kültürel açıdan tarihi bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Jineolojî Düşünce, Araştırma ve Danışmanlık Merkezi, "Daha adil toplumlar inşası için; bilgiden güçlenmeye, güçlenmeden kalkınmaya" şiarıyla düzenlenen bir törenle kapılarını açtı. Mısır’ın yanı sıra Filistin, Sudan, Yemen, Suriye, Irak ve Libya gibi çeşitli Arap ülkelerinden çok sayıda düşünür, akademisyen, gazeteci ve kültür-sanat insanı bu açılışta bir araya geldi. 
 
Medya ve siyasetbilim uzmanı Arap Araştırmaları ve Çalışmaları Merkezi eski müdürü, gazeteci-yazar ve Jineolojî Düşünce, Araştırma ve Danışmanlık Merkezi Başkanı Dr. Dina Muhsin Ali, Mezopotamya Ajansı'nın (MA) sorularını yanıtladı. 
 
Jineolojî Düşünce, Araştırma ve Danışmanlık Merkezi başkanı olarak sizi öncelikle tanımak isteriz. Bu çalışmaya nasıl katıldınız? Hangi motivasyon sizi bu çalışmaya dahil etti?
 
Öncelikle araştırma çalışması ya da kolektif araştırma çalışması fikri, üniversiteden ayrılıp yüksek lisans, doktora veya lisansüstü eğitimime başlama kararı aldığımdan beri, son 10-15 yıllık kariyerimde kökleşmiş bir fikirdir. Düşüncem, sorunlar ve meseleler ile bunların ele alınması, ciddi, akademik ve sağlam bir şekilde analiz edilmesi üzerine kurulmaya başladı. Bu yaklaşımın ve fikirlerin uzmanlar tarafından değerlendirilmesi gerekiyordu, çünkü insan kendi görüş ve düşüncelerini öyle alelade, bir kafede ya da aile meclisinde oturuyormuş gibi rastgele ortaya koyamaz. Ciddi ve sağlam fikirlerin belirli bir biçimde ve belirli kurallar çerçevesinde sunulması gerekir. Bu fikirlerin, hem akademik hem de pratik alanda bu yaklaşımı onaylayacak, reddedecek ya da üzerinde düzeltme yapacak deneyime sahip akademik hakemler, uzmanlar ve ihtisas sahipleri tarafından değerlendirilmesi şarttır.
 
 
Değerli sevgili dostum Nûjîn Yûsûf ile ortaklaşa hareket etme fikri ile bu çalışmanın ana hatlarını belirledik, sorumluluğu ciddi ve kolektif bir şekilde paylaştık, bu işi Kahire'de kurduk. Planlarımızı ve bu yıl ile sonrasında üzerinde çalışacağımız projeleri bu temel üzerine inşa ettik ve böylece Jineolojî Düşünce ve Araştırma Merkezi faaliyete geçmiş oldu.
 
Uzmanlık alanım siyasal iletişimdir, bir diğer deyişle medya ve siyaset. Gerek dijital kütüphaneler aracılığıyla gerekse Ortadoğu'daki araştırmacıların bilimsel tez ve çalışmalarını inceleyerek Mısır'daki ve bölgedeki siyasal bilgiler ve iktisat fakülteleriyle yakın temas halinde oldum. Buradan itibaren araştırma merkezlerinde ciddi bir araştırmacı olarak kariyerime başladım. Mısır'daki birçok araştırma merkezinde çeşitli görevler üstlendim, Mısır içinde ve dışında, gerek Arap gerekse Arap olmayan merkezlerle ortak araştırma projelerinde yer aldım.
 
Bu çalışmadan önce de bir araştırma merkezinin müdürlüğünü yürütüyordum. Ta ki değerli sevgili dostum Nûjîn Yûsûf ile ortaklaşa hareket etme fikri doğana kadar. Kendisi hırslı ve çalışkan bir insan, bende bu heyecanı uyandıran da onun bu alandaki tutkusuydu. Bu çalışmanın ana hatlarını belirledik, sorumluluğu ciddi ve kolektif bir şekilde paylaştık, bu işi Kahire'de kurduk. Planlarımızı ve bu yıl ile sonrasında üzerinde çalışacağımız projeleri bu temel üzerine inşa ettik ve böylece Jineolojî Düşünce ve Araştırma Merkezi faaliyete geçmiş oldu.
 
 Ortadoğu'nun önemli merkezlerinden biri olan Mısır'da kadın mücadelesi kapsamında yeni bir kadın çalışması olan Jineolojî Düşünce, Araştırma ve Danışmanlık Merkezi açıldı. Bu çalışmanın fikriyatı nasıl oluştu?
 
Kürt halkı hakkında okuyan ve onları anlayan herkes bilir ki bu halk, coğrafi ve tarihi olarak köklü bağlara sahip bir halktır. Coğrafi olarak kendi coğrafyasına, tarihi olarak da gerek siyasi gerek kültürel, hatta askeri mücadele anlamında kendi tarihine sahiptir. Bu halkın da bir karakteri, köklü bir medeniyet tarihi var. Diğer halklar gibi köklü bir geçmişe ve medeniyete sahip. Uygar, çalışkan, örf ve adetlerine bağlı bir halktır, kendi değerlerine, geleneklerine ve kültürel miraslarına sahiptirler.
 
 
Ötekine ve onun medeniyetine saygı duymalıyız. Bu halk ne coğrafyaya ne tarihe ne de medeniyete dışarıdan dahil olmuş bir halktır, aksine buranın asli halkıdır. Dolayısıyla anlamamız gerekir.
 
Kuzey Kürdistan coğrafyasında, Suriye'de, Irak'ta, hatta İran'da Kürt halkıyla bir arada yaşadığımda gördüğüm en önemli değerlerden biri, herkesin herkese saygı duymasıydı. Elbette genel anlamda konuşuyorum, hiçbir halk için kusursuzluk genellemesi yapamayız, şüphesiz aynı fikirde olmadığımız unsurlar da vardır. Ancak genel olarak kadına saygı fikri ve ortak yaşam anlayışı mevcuttur, eril zihniyet burada o kadar katı, pratiklerle ve kilitlerle prangalanmış durumda değildir. Giyim kuşamdan yeme içme kültürüne kadar çok güzel ve uygar şeyler gördüm. Hayatınızı arkadaşlık, iş, akrabalık ya da herhangi bir konuda paylaşmaktan keyif alacağınız bir halktır.
 
Kürt halkı, birbiriyle çatışan devletler arasındaki siyasi çekişme dönemlerinde, o karanlık zamanlarda haksızlığa uğradı. Çünkü bu halk hakkındaki olumlu imajı yıkmaya başladılar. Ne yazık ki Arap dünyasında, sadece Kürt halkına değil, açıkça Arap olmayan tüm halklara saldıran bazı gruplar vardı. Bir arada yaşama fikrine inanmayan, ırkçılık ve ötekileştirme fikriyle beslenip büyüyen bu geri kalmış ya da ilerici olmayan zihniyetler, ne yazık ki sadece siyasi İslam'a mal edilen karanlıkçı gruplardan ibaret değildi, Arap dünyasında başka içe kapalı gruplar da vardı.
 
 
 İnanıyorum ki Jineolojî Merkezi, tüm bu fikirleri kapsayan, bu bölgedeki tüm bu darmadağınık parçaları bir araya getiren kapsamlı bir platform olacaktır. Belki de Ortadoğu'da sadece Kürt halkının tarihinden veya medeniyetinden değil, Arap coğrafyasında dışlanmış, görmezden gelinmiş ya da ırkçılığa maruz kalmış tüm halklardan bahseden bir platform haline gelecektir.
 
Tüm bu fikirlerin gelecekte yeri yoktur, geçmişte görmüş olsak bile şu an konuştuğumuz an için de yarını inşa etmek için de uygun değildir. Aksine yarın, tanık olduğumuz ve yaşadığımız tüm bu gelişmeler bağlamında neyi gerektiriyor? Küresel siyasi çalkantılar, ötekileştirme, ayrımcılık, görmezden gelme, dışlama, mezhep ve inanç savaşları, etnik savaşlar ve tüm Arap ülkelerinde gördüğümüz iç çatışmalar... Demek ki mesele Türk, Fars, Arap ya da Kürt halkı meselesi değildir. Mesele, her insanın içine, kendisi büyüyüp geliştikçe büyüyecek bir tohum ekebilmektir. Bu da aynı toplumda, aynı devlette ve aynı coğrafyada bir arada yaşama ve vatandaşlık fikridir. Ötekine ve onun medeniyetine saygı duymalıyız. Bu halk ne coğrafyaya ne tarihe ne de medeniyete dışarıdan dahil olmuş bir halktır, aksine buranın asli halkıdır. Dolayısıyla anlamamız gerekir.
 
İnsan bilmediği şeyden korkar. Arap halkları Kürt halkını tanımadığı sürece ondan korkacaktır. Bu yüzden asıl görev; iletişim yollarının, ortaklıkların kurulması, çalışma alanlarının açılması, fikirlerin ulaştırılması ve tartışılması için kanalların oluşturulmasıdır. Ötekini kabul etmek ve ondan korkmamak için onu tanımamız gerekir. İnanıyorum ki Jineolojî Merkezi, tüm bu fikirleri kapsayan, bu bölgedeki tüm bu darmadağınık parçaları bir araya getiren kapsamlı bir platform olacaktır. Belki de Ortadoğu'da sadece Kürt halkının tarihinden veya medeniyetinden değil, Arap coğrafyasında dışlanmış, görmezden gelinmiş ya da ırkçılığa maruz kalmış tüm halklardan bahseden bir platform haline gelecektir.
 
Jineolojî kavramı ve fikriyatı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a ait. Abdullah Öcalan'ın kadın düşüncesini ve çalışmalarını nasıl görüyorsunuz?
 
 Şunu belirtmek gerekir ki, kendisi de bir erkek. Onun kadını savunması, belki de donmuş, katılaşmış, belli bir noktada takılı kalmış diğer eril zihniyetlerin fikirlerini değiştirmesini, meseleye başka bir açıdan bakmasını sağlayabilir. Kadının özgürleşmesi, bedeninin açılması demek değildir, aklının özgürleşmesidir. Yani içine gömüldüğü ya da aklının diri diri gömüldüğü o karanlıktan çıkarılmasıdır, aksine ben bu aklı aydınlatmak istiyorum. Sayın Abdullah Öcalan’ın fikirlerinin özeti budur. 
 
İnsan insanı savunur. Yani insan, insan doğası gereği insanı savunmalıdır. Bunun dışındaki her durum insanlığa aykırıdır. Bir erkeğin kadını savunması ya da bir kadının erkeği savunması fikrine gelince, ben bunu da bir tür ayrımcılık olarak görüyorum. Biz nihayetinde beşeriz, insanız. Bir kadının, bir erkeğin doğru, mantıklı, nefreti, ötekileştirmeyi ve ırkçılığı reddeden fikirlerini savunması saygın bir durumdur. Aynı şekilde bir erkeğin de kadının haklarını savunması, yıkıcı, geri kalmış ve köhne fikirlerle mücadele etmesi ve kadına bir yol açmaya çalışması takdire şayandır. Bu durum sadece Kürt kadını için geçerli değildir, söz konusu Kürt olan ve olmayan tüm kadınlardır, genel olarak kadındır. 
 
Dolayısıyla Sayın Abdullah Öcalan’ın fikirleri büyük ölçüde ufuk açıcı ve geliştirmeye açıktır. Yani bu fikirler sadece belirli bir durum ve olgu analizine, Kürt halkına ya da Kürt kadınına özgü değildir, bilakis her zamana ve mekana uygundur. Düne, bugüne ve yarına uygundur. Kürt toplumu ya da Kürt coğrafyası içinde geçerlidir, Arap, Fars, Asya, Türk ve genel olarak tüm coğrafyalar için de geçerlidir. Çünkü onun fikirleri dengelidir. Kadın ondan bir şeyler öğrendiği gibi, erkek de öğrenir.
 
Şunu belirtmek gerekir ki, kendisi de bir erkek. Onun kadını savunması, belki de donmuş, katılaşmış, belli bir noktada takılı kalmış diğer eril zihniyetlerin fikirlerini değiştirmesini, meseleye başka bir açıdan bakmasını sağlayabilir. Kadının özgürleşmesi fikri, özellikle Doğu'da, Arap dünyasında ya da İslam ülkelerinde erkeğin gördüğü o dar çerçeveden ibaret değildir. Oralarda kadının özgürleşmesi fikri adeta bir utanç vesilesi, sanki bir ahlaksızlıktan bahsediyormuşsun gibi algılanıyor. Kadının özgürleşmesi, bedeninin açılması demek değildir, aklının özgürleşmesidir. Yani içine gömüldüğü ya da aklının diri diri gömüldüğü o karanlıktan çıkarılmasıdır, aksine ben bu aklı aydınlatmak istiyorum. Sayın Abdullah Öcalan’ın fikirlerinin özeti budur. Bazı Kürt dostlarımdan aldığım birkaç kitabı var, bunları okudum ve söylemlerin son derece dengeli ve ölçülü olduğunu gördüm.
 
Kadınlar sadece evlere kapatılıyor, erken yaşta evleniyor, çocuk doğuruyor, sonra da arkalarında hiçbir iz bırakmadan, varlıkları hissedilmeden ölüp gidiyorlar. Bu büyük liderin aşmak istediği şey, işte bu geri kalmış fikirlerdir.
 
Nasıl ki Mısır'da kadın veya erkek liderlerimiz olduysa, köklü bir geçmişe sahip tarihi halkların da her alanda liderleri ve çeşitli fikirleri vardır. Bu lider sadece kadının özgürleşmesinden bahsetmiyor, toplumun özgürleşmesinden bahsediyor. Ancak dikkat çekici olan şu ki, bu felsefe toplumun özgürleşmesinin kadının özgürleşmesiyle başlayacağı esasına dayanıyor. Kadının hor görüldüğü, içine kapatıldığı, konuşamadığı, hiçbir şeye katılamadığı bir toplumda siz toplumu nasıl özgürleştirebilirsiniz? Ne bir siyasi karar mekanizmasında, ne diplomatik, ne egemenlik, ne de askeri bir karar mekanizmasında yer alamayan, orduya giremeyen, toprağını savunamayan, hiçbir şey yapamayan bir kadın... Kadınlar sadece evlere kapatılıyor, erken yaşta evleniyor, çocuk doğuruyor, sonra da arkalarında hiçbir iz bırakmadan, varlıkları hissedilmeden ölüp gidiyorlar. Bu büyük liderin aşmak istediği şey, işte bu geri kalmış fikirlerdir. 
 
Toplumları nasıl özgürleştireceğiz, bu konuda bizim Mısır'da da örneklerimiz var. Devrimlerde, protesto hareketlerinde, derneklerin, kurumların, vakıfların ve partilerin kurulmasında, hatta siyasi ve diplomatik değişimlerde, askeri katılımda bile... Mısır'da askerlik hem erkekler hem de kadınlar içindir. Kadın hareketi deneyimlerimiz var. Dediğim gibi, tarih boyunca her alanda durum böyledir.
 
Antik Mısır medeniyetine bakın; birçok ülkede kadınların dışlandığı, haklarının gasp edildiği ve cariye olarak alındığı bir dönemde, Mısır'da kadınlar orduları yönetiyor, tahta oturuyordu. Henüz tevhid inancı başlamadan, Akhenaton döneminden önce Mısır'da kadın tanrıçalar vardı, yani onlara tapıyorlardı. Kadını tanrıça mertebesine yükseltmekten daha büyük bir onurlandırma ve değer verme olabilir mi? Dolayısıyla tarih boyunca karanlıkçı, İslam'ı alet eden gruplar – ki Avrupa'da Katolik grupların da bu konuda bir geçmişi vardır, burada konuyu Yahudilik, İslam veya Hıristiyanlık gibi dinler perspektifinden konuşmuyoruz – kadının kanatlarını nasıl kıracaklarını bilemediklerinde meseleye dini açıdan yaklaştılar. Kadını nasıl kısıtlayacaklarını veya hapsedeceklerini bilemedikleri için şeriatı ve dini öne sürerek "Hadi kadını kısıtlayalım" dediler. Yani kadına karşı dinle savaşıyorlar ve asıl sorun da buradadır. Kadının özgürleşmesi bir sorun değildir, kadının din kisvesi altında zorla kısıtlanması bir sorundur. Kadına izin verin seçsin, düşünmesine, öğrenmesine, okumasına, katılmasına, savaşmasına izin verin. Bırakın seçsin ve tıpkı erkeğin seçip tercihlerinden kanunla, örfle, adetle ve şeriatla sorumlu tutulması gibi, kadın da seçimlerinden sorumlu olsun. Bırakın kadın seçsin, özgürleşsin, hareket etsin ve tıpkı erkek gibi kanunla, şeriatla ve anayasayla yaptıklarının hesabını versin.
 
Antik Mısır medeniyetine bakın; birçok ülkede kadınların dışlandığı, haklarının gasp edildiği ve cariye olarak alındığı bir dönemde, Mısır'da kadınlar orduları yönetiyor, tahta oturuyordu. Henüz tevhid inancı başlamadan, Akhenaton döneminden önce Mısır'da kadın tanrıçalar vardı, yani onlara tapıyorlardı. Kadını tanrıça mertebesine yükseltmekten daha büyük bir onurlandırma ve değer verme olabilir mi?
 
Merkezi'n kuruluş aşamasında ne tür çalışmalar ve hazırlıklar yaptınız? Herhangi bir destek ve katkısı olan başka kurum ve kuruluşlar oldu mu?
 
Gerçek şu ki, kurumlardan ya da şahsiyetlerden herhangi bir maddi destek almadık. Tamamen öz kaynaklarla, kendi çabalarımızla kuruldu. Yakın çevremizden az sayıda dostumuzun ufak tefek destekleri olmuş olabilir, ancak fikir, kuruluşundan ve başlangıcından beri öz kaynaklara dayanmaktadır. Mısır el-Cedide mahallesindeki yeri seçtiğimiz andan, mobilya ve eşyaları seçtiğimiz ana kadar logonun, tasarımın ve web sitesinin belirlenmesi gibi Jineolojî Merkezi gibi ciddi ve sağlam bir araştırma çalışmasını kuran en küçük detayların hepsi kişisel çabalarla gerçekleşti. İnanıyorum ki önümüzdeki dönemde de ortak araştırma projeleri, resmi, hükümete bağlı olan veya olmayan yerli ve yabancı kurum ve kuruluşlarla yapılacak iş birliği protokolleri aracılığıyla kendi mali kaynaklarımızı yaratana kadar bu öz kaynak yöntemini sürdüreceğiz.
 
Jineolojî Merkezi'nin temel prespektifi nedir?
 
Belki de merkezimiz Ortadoğu'da bu konuyu, yani kadın, çocuk ve toplumu ele alan ilk merkez olacaktır. Sloganımız ise: 'Daha adil toplumlar inşası için; bilgiden güçlenmeye, güçlenmeden kalkınmaya.'
 
Jineolojî'nin vizyonunu kısaca özetlemek gerekirse Mısır'da bir sözümüz vardır: 'Mektubun içeriği başlığından belli olur.' Jineolojî isminin seçilmesi, bence bu sorunun en basit ve en hızlı cevabıdır. Çünkü jineolojî, kelime anlamı olarak "kadın bilimi" demektir. Dolayısıyla biz bir düşünce ve araştırma merkezinden bahsediyoruz. İsmi seçerken geleneksel bir isim olmaması, herhangi bir yerin ismi gibi olmaması konusunda ısrarcı oldum. Örneğin, falan falan araştırma merkezi gibi bir isim olabilirdi, ama Jineolojî isminin bir ayrıcalığı, bir özgünlüğü var ve inanıyorum ki gelecekte tüm Ortadoğu'da ve dünyada yankı uyandıracaktır.
 
Danışmanlık hizmeti de vereceğiz. Neden karar alma mekanizmalarında bir rolümüz olmasın? İster kadınla ilgili olsun ister toplumla ilgili -ki kadın toplumun kendisidir- gerek siyasi, gerek egemenlik, gerekse diplomatik karar alma süreçlerinde rol almayı neden hayal etmeyelim? Belki de merkezimiz Ortadoğu'da bu konuyu, yani kadın, çocuk ve toplumu ele alan ilk merkez olacaktır. Sloganımız ise: 'Daha adil toplumlar inşası için; bilgiden güçlenmeye, güçlenmeden kalkınmaya.'
 
Vizyonumuzu özetleyen sloganımız budur. İlk olarak bilginin olması gerekir, dolayısıyla okuma yazma bilmeyen bir kitleye hitap edemeyiz. Bu yüzden ilk hedefimiz, gerek okuma yazma gerekse eğitim ve kültür anlamında cehaleti ortadan kaldırmaktır. Hitap etmek istediğiniz kadın... Maalesef Arap dünyasında, bölgede ve Orta Doğu'da hala köylerde, taşrada dışlanmış, eğitim almamış kadınlar var. Bu ilk hedefimizdir, kadın neden eğitim almasın? Karşılaşmamız ve çözmemiz gereken ilk sorun budur.
 
Bundan sonra en önemli aşamaya, yani güçlendirme konusuna geliyoruz. Bilgiden sonrası güçlenmedir, güçlenme yolları, güçlenme mekanizmaları, kadının toplumda nasıl güçlendirileceğidir. Ayrıca sürdürülebilir kalkınma: Kadın toplumların sürdürülebilir kalkınma sürecine nasıl katılır? Buradan daha da ileriye giderek daha adil toplumların inşasına yöneliyoruz. Tüm bu aşamalardan ve adımlardan sonra –ki bunları size birkaç cümleyle özetledim ama herhangi bir toplumda gerçekleşmesi yıllar alır– nihayetinde daha adil toplumlar sonucuna ulaşırız. Erkek ve kadın, rekabet, savaş, ötekileştirme, ayrımcılık ve dışlama ile değil, bilinçle, bilgiyle ve kardeşçe toplumun inşasına ortak olduğunda adil ve yapıcı bir toplum ortaya çıkacaktır. Umut ettiğimiz şey budur.
 
 Kadınlar için araştırma ve danışmanlık hizmeti dışında ne tür çalışmalar yapmayı hedefliyorsunuz?
 
 Eğer erkekten kaynaklanan bir baskı varsa, kız çocuğunu doğduğu andan itibaren koruyacak kanunlara ihtiyacımız var. Kız çocuğunu doğduğu andan mezara gireceği ana kadar koruyacak kanunlar olmasını istiyoruz.
 
Dediğim gibi fikir, kadın sorunları, çocuk sorunları, toplum sorunları ve kız çocuklarının sorunlarıdır. Sürekli "kadın, kadın" diyoruz ama Arapça terim olarak "kadın" (mer'e) vardır, bir de "genç kız" (fetat) vardır. Çalışmalarda sürekli kadından bahsedilir ama o kadın da bir zamanlar kız çocuğuydu. Birçok şeyi kaybetti, eğitimi kaybetti, güvenliği kaybetti, kendi kaderini tayin etme özgürlüğünü kaybetti. Sosyal düzeyde ya da eğitim düzeyinde kaderini belirleyemedi, zorla ve baskıyla eğitimden mahrum bırakıldı. 
 
Hala tüm bölgemizde, sadece Arap dünyasında bahsetmiyorum, kız çocuklarının sünnet edilmesi uygulamaları var. Neden? Kendi bedeni hakkında bile karar verme özgürlüğü yok, bedeni bile istismar ediliyor. Bundan sonra erken yaşta evlendiriliyor ki bu da reşit olmayanların evlendirilmesi sorunudur. Ardından daha 19, 18 ya da 16 yaşını geçmeden anne oluyor. Böylece yolculuk ve süreç erkenden başlıyor ve bir labirentin içine giriyor. Ya boşanma ya da eşinin onu çocuklarla bırakıp gitmesi yüzünden erkenden tek başına bir anne olarak kalıyor ya da çalışan bir anne olup başka labirentlerin içine giriyor.
 
Eğer erkekten kaynaklanan bir baskı varsa, kız çocuğunu doğduğu andan itibaren koruyacak kanunlara ihtiyacımız var. Kız çocuğunu doğduğu andan mezara gireceği ana kadar koruyacak kanunlar olmasını istiyoruz. Birçok Arap ülkesinde kadının mirastan pay alması tamamen engelleniyor. Anne veya babasından kalan bir mirası olduğunda, kadın olduğu gerekçesiyle bunu alması engelleniyor. Öldüğünde bile, eğer ailesi ona öfkeliyse aile mezarlığının dışına gömülüyor. Yani kadına yönelik bir ayrımcılık, dışlama ve adaletsiz muamele söz konusu.
 
Mısır'daki kadın hareketinin gündemi ve çalışmaları nelerdir? Jineolojî Merkezi bu çalışmalara nasıl bir katkı sunacak? Arap kadınlar Jineolojî Merkezi'ne ilgileri ne düzeyde?
 
Wefd Parti'nin partinin önde gelen kadrolarından biri Huda Şaravi’ydi. Osmanlı işgalinin bir sonucu olarak o dönem Mısır’da kadınlar için siyah renkli tek tip bir çarşaf vardı ve üzerine 'yaşmak' denilen beyaz peçe takılırdı. Huda Şaravi, gösterinin ardından kadınların ortasında durdu, bu yaşmakı çıkarıp attı ve 'Hayır, hayır, hayır! Bugünden sonra asla, bugünden sonra asla!' dedi. Bunun üzerine oradaki tüm kadınlar da yaşmaklarını çıkardı ve bu iş böylece bitti. Demek ki bu iş, cesaret gerektirir, irade gerektirir ve bilinçli bir liderlik gerektirir.
 
Mısır’da, Arap dünyasında, bölgede ve hatta küresel düzeyde pek çok girişim var, ama biz şimdilik yakın coğrafyamızdan bahsedelim. Saygıdeğer bazı girişimler mevcut. Çünkü biz, her şeyden önce ortak çalışmayı, yani katılımcılığı hedefleyen bir kurumuz. Öyleyse neden tüm bu fikirlerin, girişimlerin ve seslerin kendilerini ifade edebileceği bir platform olmayalım? Neden bu fikirleri, bunların nasıl hayata geçirileceğini ve uygulanabilecek mekanizmaları hep birlikte paylaşıp ortak bir çalışma yürütmeyelim? Merkezimiz Mısır’ın başkenti Kahire’de bulunuyor, dolayısıyla gerek Mısır'ın farklı bölgeleri düzeyinde, gerekse bölgesel düzeyde bizimle etkileşime giren, unsurlarıyla, kadrolarıyla ve liderleriyle ortaklaşan ülkelerle bunu yapacağız. Neden olmasın ki? Zira bünyemizde Kuveyt, Yemen, Suriye, Irak, Libya, Fas ve Mısır’ın her köşesinden, ayrıca Sudan’dan bileşenler barındırıyoruz. Tabii ki Mısır'da yaşayan Kürt toplumu ve Kürt halkı da buna dahil.
 
Mısır için modern dönemden bahsedecek olursak, sözümüze 1919 Devrimi ile başlarız, kadının mücadelesinden ve katılımından bahsederiz. Bizde, Mısır’daki İngiliz sömürgeciliğine karşı savaşan köklü bir parti vardı: Wefd Partisi. Bu partinin önde gelen kadrolarından biri Huda Şaravi’ydi. Osmanlı işgalinin bir sonucu olarak o dönem Mısır’da kadınlar için siyah renkli tek tip bir çarşaf vardı ve üzerine 'yaşmak' denilen beyaz peçe takılırdı. Huda Şaravi, gösterinin ardından kadınların ortasında durdu, bu yaşmakı çıkarıp attı ve 'Hayır, hayır, hayır! Bugünden sonra asla, bugünden sonra asla!' dedi. Bunun üzerine oradaki tüm kadınlar da yaşmaklarını çıkardı ve bu iş böylece bitti. Demek ki bu iş, cesaret gerektirir, irade gerektirir ve bilinçli bir liderlik gerektirir. Huda Şaravi, üzerine inşa kurulabilecek siyasi, devrimci, özgürlükçü ve ilerici fikirlere sahip bir kadındı. Önce Mısır Kadınlar Birliği, ardından da Arap Kadınlar Birliği kuruldu. Düşünebiliyor musunuz, Cezayir Devrimi’nin kadın kollarından birinin merkezi Mısır’da, Kahire’nin göbeğindeki Ramses Caddesi’ndeydi. Cezayir bağımsızlığını kazandıktan sonra bu merkez, inşallah Filistin özgürleşene dek Filistin Kadınlar Birliği'ne dönüştürüldü.
 
Son zamanlarda Yemen, Sudan, Suriye, Lübnan, Irak ve Libya'dan kadın liderlerin Jineolojî Merkezi çatısı altında bir araya gelmiş olmasıdır. Gelecekte sadece bölge veya Arap ülkeleri düzeyinde değil, tüm Ortadoğu ve okyanus ötesi ülkeleri kapsayacak çok daha derin, çok daha büyük ve daha açık bir dayanışma ağı görebiliriz.
 
Mısır'da feminist hareket 50'li, 60'lı ve hatta 70'li yıllarda zirvesindeydi. Daha sonra, dini bir teokrasi veya gericilik yaratmaya çalışan selefi hareketler sahneye egemen olmaya başlayınca kadın hareketi bir bocalama dönemine girdi. Ancak her şeye rağmen özgür sesler varlığını korudu. Komünist Parti'de ve sol partilerde kadın liderler olduğu gibi, gerek milliyetçi gerekse dini çizgideki sağ partilerde de kadın sesleri yükseliyordu. Bugün Mısır'daki tabloya baktığınızda çok sayıda kadın bakan, kadın vali, yerel yönetim müdürü, ulusal konseylerde yöneticiler, fakülte dekanları, üniversite profesörleri ve hatta hâkimler görürsünüz. Mısır'da yargı mekanizmasında artık azımsanmayacak sayıda kadın görev yapmaktadır. Şu an kadın hareketinde adeta bir sıçrama, bir rönesans dönemi yaşıyoruz. Yine de içimizde her zaman daha fazlasına ulaşma arzusu, tutkusu ve hırsı var.
 
Düşünce yoluyla, fikirlerle ya da amaçlarına ulaşmalarına yardımcı olarak bu kitlelerin özgürleşmesinde küçük de olsa bir rol oynamak bizim görevimiz olabilir. Tarih boyunca Mısır'dan ya da Kahire'den çıkan her şeyin yankısı tüm Arap ülkelerinde görülmüştür. İnşallah gelecekte bölgedeki tüm ülkelerde, hatta okyanusların ötesinde Jineolojî Merkezinin şubelerini görebiliriz. Son zamanlarda Yemen, Sudan, Suriye, Lübnan, Irak ve Libya'dan kadın liderlerin Jineolojî Merkezi çatısı altında bir araya gelmiş olmasıdır. Gelecekte sadece bölge veya Arap ülkeleri düzeyinde değil, tüm Ortadoğu ve okyanus ötesi ülkeleri kapsayacak çok daha derin, çok daha büyük ve daha açık bir dayanışma ağı görebiliriz.
 
Bölgedeki diğer kadın hareketleriyle ilişki ve dayanışma ağları kurma hedefiniz var. Bu konuya dair girişimleriniz oldu mu?
 
Kürt kadınlarında gördüğüm deneyimi Arap kadınlarında göremedim, aynı şekilde Tunus deneyimi de oldukça özgündür. Tüm bu tecrübelerden faydalanmak, açık fikirli olmak ve dışlayıcı olmamak istiyoruz. 
 
Özünde bu fikir son derece asil bir fikirdir. İnsan haklarını savunmak ya da bunu talep etmek, merhametin ve insanlığın doruk noktasıdır. Şiddet görmüş, hapsedilmiş, tutuklanmış ya da öldürülmüş bir genç kızın veya kadının hakkını aramak için öne atılmak insani bir görevdir. Son dönemde Suriye'nin kuzeyinde, o karanlıkçı gruplar oraya girip Suriye'yi büyük bir vahşetle yönettiklerinde neler gördük? Onlar kadını sadece ötekileştirmekle kalmadılar, kadının varlığını tamamen yok etmeyi hedeflediler. Kadınların en vahşi yöntemlerle katledildiğini gördük; kadınlar yüksek katlardan, evlerin balkonlarından aşağı atılıyor, vahşice öldürülüyordu.
 
Bence bir insanın hakkını savunan kişi insandır, bu vahşet tablosunu normal karşılayan, kabul eden kişi ise insan değildir. O, kanla, şiddetle, dışlamayla ve ırkçılıkla beslenen vahşi bir yaratıktır. Bu karanlık zihniyetler mezheplerden, şeriat kurallarından ve erkeğin şeriatla hükmettiğinden bahsettiğinde, bir kadının kalkıp tüm dinleri reddettiğini söylemesine şaşırmamalısınız. Kadını bu noktaya getiren, onu dinden soğutan sizsiniz.
 
Yöneticilerinin elinde rehin kalmış ve hiçbir şeyi değiştiremeyen İran halkına bakın. Orada bir kadın başörtüsünü çıkaramıyor, çünkü bunu yaparsa sokak ortasında öldürüleceğini biliyor. Kimse konuşamıyor, kimse sesini çıkaramıyor. Devletlere saygı duyuyoruz ve egemenliklerine müdahale etmiyoruz ama bu durum artık akıl sınırlarını zorluyor. Hakkında her zaman olumsuz eleştiriler yaptığımız Suudi Arabistan bile, ilerleme yolunda kararlılıkla yürüyebilmek için bilinçli kararlar almaya başladı. Ne yaptı? Kadına haklarının tamamını olmasa da birçoğunu, çok büyük bir kısmını teslim etti. Demek ki bir devlet ileriye gitmek ve kalkınmak istiyorsa işe kadından başlamalıdır. Bir toplumu geliştirmek istiyorsanız işe kadının geliştirilmesiyle, kadının güçlendirilmesiyle ve kadının özgürleştirilmesiyle başlamalısınız.
 
Kürt kadınlarında gördüğüm deneyimi Arap kadınlarında göremedim, aynı şekilde Tunus deneyimi de oldukça özgündür. Tüm bu tecrübelerden faydalanmak, açık fikirli olmak ve dışlayıcı olmamak istiyoruz. Ancak bizim hala daha fazlası, her zaman daha fazlası için tutkumuz ve hırsımız var. Burada Batı'nın her şeye sahip olduğunu söylemiyorum; Batı'nın da kendine göre artıları, eksileri ve kötü yanları var. Biz tüm deneyimlerin sadece olumlu yönlerini almak istiyoruz. Bu yüzden okumak, araştırmak, görmek, öğrenmek, anlatmak ve aktarmak istiyoruz ki başkaları da bundan ders çıkarsın. İşte dayanışma ve ağ kurma budur. Fikirler ortaya koyarız ve başka fikirlerle karşılaşırız. Dışlayıcı olmak istemiyoruz, söyleyecek bir sözümüz olsun ve söylediğimiz şeyi uygulayabilelim istiyoruz.
 
Kadın sorunu ve toplumsal sorunlara dönük hangi çözümleri sunacaksınız?
 
Elbette tüm sorunların çözümünü bizim üreteceğimiz iddiasında bulunmak istemeyiz, ancak gelecekte bazı çözümlerin üretilmesine, bazı vizyonların geliştirilmesine ve bazı kararlara ortak olmaya katkı sağlayabilirsek, bunun çok önemli ve tarihe geçecek bir başarı olacağına inanıyorum. Bu yüzden omuzlarımızdaki görev büyüktür, bunun bilincindeyiz ve bu amaca, bu kadın mücadelesine layık olabilmek için var gücümüzle çalışıyoruz.
 
Biz henüz yolun başındayız,  merkezin henüz kuruluş, oluşum ve kurumsallaşma aşamasındayız. Ancak, şu ana kadar bölgenin dört bir yanından herkes bize ulaşıyor, bizimle iletişim kuruyor. Son derece ciddi ve önemli bulduğum birçok girişim başlatıldı. Bunların ilki, "Kalem Nesewî" (Kadın Kalemi) isimli bir girişimdi. Bu, Mısır’da faaliyet yürüten bir girişim olup kadın, kadına yönelik şiddet ve kadının maruz kaldığı hak ihlalleri konusunda çalışma yürütmektedir.
 
Aynı şekilde bölgedeki bazı Arap ve Arap olmayan ülkelerden de bazı kadın girişimleri var, biz de bunlara ortak olacak, onların fikirlerini aktaracak ve bazı çözümlere ulaşmaya çalışacağız. Elbette tüm sorunların çözümünü bizim üreteceğimiz iddiasında bulunmak istemeyiz, ancak gelecekte bazı çözümlerin üretilmesine, bazı vizyonların geliştirilmesine ve bazı kararlara ortak olmaya katkı sağlayabilirsek, bunun çok önemli ve tarihe geçecek bir başarı olacağına inanıyorum. Bu yüzden omuzlarımızdaki görev büyüktür, bunun bilincindeyiz ve bu amaca, bu kadın mücadelesine layık olabilmek için var gücümüzle çalışıyoruz.
 
Kadınlara iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?
 
Mücadele edenlerin hakkı asla kaybolmaz. Ne yazık ki etrafımızda bir şeyler yapmak istemiş ama bir noktada engellenmiş, umutsuzluğa ve karamsarlığa kapılmış bazı çaresiz kadınlar görüyoruz. Bu yüzden irade, her şeyden önce gelir. Kadın, her şeyden önce kendi içindeki zincirleri kırmalı, kendi kendini özgürleştirmelidir. Bazen insanın en büyük düşmanı, dışarıdaki düşmanlardan önce kendi nefsidir. Kadın, ilk düşmanının kim olduğunu bilmelidir; bu düşman, onun umutsuz fikirleri ve kendi kendini içine hapsettiği o zindandır. Kadın oradan çıkmalı, o zindanın duvarlarını yıkıp dışarı adım atmalıdır. Kadın, elde etmek istediği şeyleri kazanabilmek için gerekli irade ve cesarete sahip olmalıdır. Kimse gelip ona istediklerini altın tepside vermeyecektir, ne istiyorsa onu kendi tırnaklarıyla söküp alacak olan yine kendisidir.
 
MA / Özlem Seyhan - Bernas Kaynar
İlgili Haberler
Kaynartepe'den çözüm çağrısı: Mücadele için atölyeler kuralım
Kaynartepe'den çözüm çağrısı: Mücadele için atölyeler kuralım

Amed’in yoksul mahallerinden Kaynartepe’de yaşayan kadınlar, uyuşturucu kullanımı başta olmak üzere birçok sorunla karşı karşıya bırakıldıklarını belirterek, mücadele için atölyelerin kurulması çağrısında bulundu.

Raporlar, ‘Aile Yılı’ stratejisinin kadın katliamını arttıracağını gösterdi
Raporlar, ‘Aile Yılı’ stratejisinin kadın katliamını arttıracağını gösterdi

İktidar Aile ve Nüfus On Yılı” politikası kapsamında dayatmaları sürerken KCDP’nin son 10 yıla dair kadın cinayetleri raporlarına göre katledilen 3 bin 703 kadından, en az 2 bin 463’ü aile içinde katledildi.

Kadınların talebi karşılık buldu: Deştadarê'de Jinkom ile yeni yaşam adımı
Kadınların talebi karşılık buldu: Deştadarê'de Jinkom ile yeni yaşam adımı

Deştadarê'de kadınların ortak talepleri üzerine Jinkom Kadın Dayanışma Merkezi ile kütüphane kurulacak.

Prof. Dr. Kathleen Lynch: Barışın başrolü kadınlardır
Prof. Dr. Kathleen Lynch: Barışın başrolü kadınlardır

Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin kurumsal, ekonomik ve hak odaklı adımlarla inşa edilebileceğini belirten İrlandalı sosyolog Kathleen Lynch, egemen güçlerin tarihsel anlatıyı ve dili kontrol ettiği sistemlerde resmi programların tek başına yetersiz kalacağını ve barışın başrolünün kadınlar olduğunu söyledi.

Birlikte yaşamın ruhunu besleyenler: Berîvanlar
Birlikte yaşamın ruhunu besleyenler: Berîvanlar

Kürdistan'da dayanışma kültürünün en eski örneği olan berîvanlık, zorlu koşullara rağmen yüksek yaylalarda sürdürülüyor. Birlikte yaşamın ruhunu besleyen berîvanlar, barışın kendilerine de lazım olduğunu dile getiriyor.