Mehmet Öcalan: 99’daki komplo ile Rojava’ya saldırılar arasında fark yok

Paylaş:
RIHA - Mehmet Öcalan, 15 Şubat 1999 uluslararası komplo ile Rojava'ya dönük saldırılar arasında bir fark olmadığını belirterek, "Dört parçadaki Kürt siyasetçilere çağrım var; küçük hesap yapmayın, kaderimiz bir" dedi.  
 
ABD, İsrail ve bazı Avrupa ülkelerinin içerisinde yer aldığı uluslararası komplonun üzerinden 27 yıl geçti. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 9 Ekim 1998'de Suriye'den çıkmaya zorlandı ve 15 Şubat 1999'da Kenya'nın başkenti Nairobi'den kaçırılarak Türkiye'ye getirildi.
 
Abdullah Öcalan, 15 Kasım 2000 tarihli avukat görüşmesinde kendisine dönük komployu “21’inci yüzyılın komplosu” olarak tanımladı. Abdullah Öcalan, savunmalarında ise kompoya dair "Kürdistan’daki gelişmeler kilit önemdeydi. Mutlaka etkisizleştirilmem en azından konjonktür gereğiydi. Tasfiye edilmem o günler için küresel politikalarına uygun düşmekteydi. O günlerde Kürdistan’ın özgürlüğünden ve Kürtlerin kimliğini kazanmalarından yana olmak, her türlü günübirlik liberal çıkarları, pragmatizmi ve bencilliği aşmayı gerektiriyor; sağı ve soluyla kapitalist modernite yaşamından vazgeçmeyi veya bu yaşamın karşısına dikilmeyi emrediyor, buna zorluyordu" değerlendirmesinde bulundu. 
 
Abdullah Öcalan'ın "tasfiye" olarak işaret ettiği konu, Kuzey ve Doğu Suriye'ye yönelik son saldırılarla bir kez daha gündeme geldi. Rojava Devrimi'nin hedef alan süreç "İkinci 15 Şubat Komplosu" olarak nitelendirildi. 
 
 
Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan, komplo süreci ve son yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. 
 
‘ARALARINDA HİÇBİR FARK YOK’ 
 
15 Şubat komplosunun uluslararası bir karakterde olduğunu belirten Öcalan, "Dünyada herkese yer vardı ama Kürtlerin liderine, Başkan Apo’ya yer yoktu. Şu an 2026 yılındayız ancak 1999 ile karşılaştırdığımızda aralarında hiçbir fark yok. Ne eksik var ne fazla. 1999’da komplo nasıl başladıysa Rojava’ya yönelik komplo da aynı nitelikte başladı" dedi. 
 
Komploda birçok uluslararası gücün yer aldığına dikkati çeken Öcalan, "Hesabı olan bütün ülkeler sadece başkana (Öcalan) karşı değil, Kürt hareketine yönelik komplonun içinde yer aldı. Şu anda da aynı şeyi görüyoruz. Başkana yönelik komplo yüz kızartıcı bir suçtur. Çünkü bir halkı temsil ediyordu. Bunlara demokratik ülkeler (ABD, İngiltere, Almanya, Fransa...) deniliyor. Adalete, demokrasiye göre hareket ettikleri söyleniyor. Hayır, asla böyle bir durum yok. Kürtlere dair asla böyle bir yönelim içinde olmadılar. 1920’lerdeki tutumları ile 1999’deki şey aynı şeylerdir. Bunlar arasında çok fark yok" diye konuştu. 
 
Abdullah Öcalan'ın Kürtleri yeniden tarih sahnesine çıkardığını söyleyen Öcalan, komploda yer alan güçlerin Kuzey ve Doğu Suriye'ye yönelik saldırılara onay veren ülkeler olduğunu kaydetti. Öcalan, “Rojava en az 13 bin şehit verdi. Hiç mi vicdan yok? 15 yıl boyunca DAİŞ’e karşı sana yardım etti, ancak daha sonra DAİŞ’in kardeşine teslim ediyorsun" tepkisinde bulundu. 
 
İMRALI'DAKİ GÖRÜŞMEDE KONUŞULANLAR
 
İmralı Cezaevi'nde yaptıkları görüşmeyei hatırlatan Öcalan, ağabeyinin en çok Kuzey ve Doğu Suriye'nin durumu üzerinde durduğunu dile getirdi. Öcalan, "Bakur Kürtleri için bir diyaloğun işlediğini söyledi. Rojhilat, Başur ve Rojava Kürtlerini kapsamadığını söyledi. ‘Rojava tehlike altında’ dedi. Ahmed Şara’yı İŞİD ile bir tuttu. 'Türkiye’yi iyi tanıyorsunuz. Eğer Rojava silah bırakırsa gelecekte İŞİD- HTŞ bir yandan, Türkiye bir yandan girer. Rojava’yı ortadan kaldırır, hepsinin boğazını keserler’ dedi. Görüşme kayıt altına alındı" şeklinde konuştu.
 
Öcalan, şunları söyledi: “Kardeşlik diyorsunuz, kardeşlik bu mu? Ben Türkleri de Kürtleri de Ermenileri de, hatta bütün insanları kardeş olarak görüyorum. Türklerin bir kısmı Kürtlerin nefes almasını dahi istemiyor. Kardeşlik bu şekilde yürür mü? Kürtler bunu kabul etmez. Biz de bunu bu şekilde kabul etmiyoruz. Kardeşlik gerçeklik üzerine kurulu olmalı. Bir süreç var ise doğru bir şekilde yürüsün. Türkiye kamuoyu, gazetecileri ve aydınları bugüne kadar doğru düzgün bir tepki ortaya koymadı. Türk halkı şunu iyi anlamalı; Kürtler ve Türklerin kardeşliği oluşursa Türklerin önü de sonuna kadar açılır. Kürtleri düşman olarak görmesinler. Kürtlerin ve Türklerin bin yıldır kaderlerinin bir olduğu söyleniyor. Eğer doğru hareket ederlerse bu kader bin yıl daha birlikte yürür, bu kardeşlik bin yıl daha sürer. Türkmenler ile bir arada yaşıyoruz. Ama bize saygı duyarlar. Biz de onlara saygı duyuyoruz ve bir arada yaşıyoruz. Kardeşlik sadece bir tarafın çabaları ile değil, her iki tarafın çabaları ile olur."
 
'BİRLİK BÜYÜTÜLMELİ' 
 
Öcalan, Kuzey ve Doğu Suriye'ye yönelik saldırılara karşı verilen tepkilere işaret ederek, "Kürtlerin birliği kısmen oluştu. Dört parçada yer alan Kürt siyasetçilere çağrım var. Küçük hesap yapmasınlar, kaderimiz birdir. Eğer doğru olanı yapmazsak birimiz kahvaltıları, birimizin öğlen yemekleri, birimiz de akşam yemekleri oluruz. Bu Rojava, Rojhilat, Başur ve Bakur için de geçerlidir. Bu nedenle ortaya çıkan birliği büyütmeleri gerekiyor. Ortadoğu’da 60 milyon Kürt var, büyük ve demokratik bir güçtür. Dünya da bunu çok iyi biliyor. Türkiye, İran, Irak ve Suriye için de bu büyük, anlamlı bir şeydir. Bu nedenle Kürtlerin hakları verilmeli. Parçalanmayı getiren haklardan söz etmiyorum, bu devletlerin birliği içinde Kürtlerin hakları verilmeli” ifadelerini kullandı.
 
‘UMUT HAKKI UYGULANMALI' 
 
Öcalan, kalıcı bir çözüm için Abdullah Öcalan'ın "umut hakkı"nın uygulanması gerektiğini vurguladı. Öcalan, "Başkan üzerine düşen her şeyi yaptı ve bunu herkes de çok iyi biliyor. Devlet ise daha doğru düzgün bir şey yapmadı. Bundan sonra devletin üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerekiyor. 'Umut hakkı' zaten yasada var. Sadece başkan için de değil, diğer tutsaklar için de uygulanmalı. Bir an önce bu hak uygulanmalı. Ayrıca Kürtlerin varlığını da artık kabul etmeli. Varlıkları anayasada kabul edilmeli. Dilleri ve kültürleri varlıklarıdır zaten” diye kaydetti.
 
Öcalan, son görüşmede Abdullah Öcalan’ın en çok üzerinde durduğu konulardan bir tanesinin de dil ve kültür hakları olduğunu söyledi. Abdullah Öcalan’ın “Dili ve kültürü olmayan bir halk, zaten varlık olarak da yoktur” dediğini belirten Öcalan, "Başkan 'Herkes kendi evinde, sokağında ve her yerde kendi dili ile konuşmalı' dedi. Hatta, ‘Sokakta ölü tavuklar var, kokuyor. Kendi dili ile konuşmayan kişileri bu tavuğa benzetiyorum’ dedi" şeklinde konuştu. 
 
MA / Mehmet Aslan - Diren Yurtsever 
 
İlgili Haberler
Abdullah Öcalan: Benim statüm aynı zamanda Kürtlerin statüsüdür
Abdullah Öcalan: Benim statüm aynı zamanda Kürtlerin statüsüdür

Abdullah Öcalan'la görüşen DEM Parti Milletvekili Ömer Öcalan, "Benim statüm önemlidir. Bunun açıklığa kavuşması gerekiyor. Benim statüm aynı zamanda Kürtlerin statüsüdür" dediğini aktardı.

Michael Löwy: ‘Umut hakkı’ Kürt halkı için özgürlüğe giden ilk adımdır
Michael Löwy: ‘Umut hakkı’ Kürt halkı için özgürlüğe giden ilk adımdır

“Umut hakkı”nın uygulanması için Türkiye’ye çağrı yapan dünyaca ünlü 33 düşünürden olan sosyolog Michael Löwy, “’Umut hakkı’, Kürt halkı için tam özgürlüğe giden yolda atılan ilk adımdır” dedi.

Êlih Baro Başkanı: Uluslararası hukuk işletilmeli
Êlih Baro Başkanı: Uluslararası hukuk işletilmeli

Abdullah Öcalan'ın sürecin mimarı olduğunu kaydeden Êlih Baro Başkanı Abdülhamit Çakan,"Sürecin mimarının ömür boyu cezaevinde kalmaması için infaz sisteminin değişmesi gerekiyor. Bir insanı siz yasalarla ömür boyu içerde tutmamalısınız" dedi.

Abdullah Öcalan’dan rapor yorumu: Yüz yılık yaraların sarılması için ilk adım
Abdullah Öcalan’dan rapor yorumu: Yüz yılık yaraların sarılması için ilk adım

Raporun birikmiş sorunlara cevap olamayacağını belirten Abdullah Öcalan, “Başarının imkân dahilinde olduğu bir sürece girmiş bulunuyoruz” dedi.

Abdullah Öcalan: Bu yasa dananın kuyruğunun koptuğu yerdir
Abdullah Öcalan: Bu yasa dananın kuyruğunun koptuğu yerdir

Abdullah Öcalan, PKK'ye özgü çıkarılacak yasanın kapsayıcı ve bütünlüklü olması gerektiğini vurgulayarak, "Bu yasa dananın kuyruğunun koptuğu yer" diye kaydetti.