HABER MERKEZİ - Sürecin ilerlemesinin sözlerden çok atılacak pratik adımlara bağlı olduğunu belirten KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık, "Rêber Apo’nun özgürlüğü, serbest çalışır hale gelmesi önemlidir. Ne zaman bunu görürsek 'umut hakkı'nın yerine getirildiğini anlarız" dedi.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık ANF'de yayınlanan röportajın üçüncü ve son bölümünde Barış ve Demokratik Toplum süreci ve gündeme ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın süreci ilerletmek istediğini, ancak Meclis Komisyonunun üstüne düşen sorumluluğu şimdiye kadar yerine getirmediğini hatırlatan Cemil Bayık, "En son umut hakkı konusunda görüşlerin yakınlaştığı açıklaması var. Türkiye’de her zaman sözler belirtilebilir. Ancak bizim için pratik esastır. Rêber Apo’nun özgürlüğü, serbest çalışır hale gelmesi önemlidir. Ne zaman bunu görürsek umut hakkının yerine getirildiğini anlarız. Zaten Rêber Apo özgür çalışır hale gelmeden ve rolünü oynayacağı bir konum sağlanmadan sürecin geliştirilmesi zordur" diye konuştu.
Türkiye'de süreci engellemeye çalışanların olduğunu, Türkiye'nin demokratikleşmesinin bu çevrelerin çıkarlarını sarsacağını belirten KCK Eşbaşkanı Bayik, "Öte yandan AKP-MHP iktidarı da hala tutarlı bir sahiplenme ve gerekli adımları atma yönünde bir irade ortaya koymadı. Bu da kamuoyunda süreç ne kadar ilerler sorularını akla getiriyor. Tabii ki Rêber Apo da biz de sabırla süreci ilerletmek istiyoruz. Bizim çabalarımız da ancak bir yere kadar olur. Çünkü bu tek taraflı yürütülecek bir süreç değildir. En önemlisi de Rêber Apo’nun çeşitli kişi ve çevrelerle görüşebileceği bir konuma kavuşmasıdır.
'SÜREÇ İLERLERSE PLANLAR BOZULACAK'
Türkiye’de Kürt sorununun çözümünü istemeyen kesimler sadece içeride yok. Türkiye dışında birçok ülke de Kürt sorununun demokratik çözümünü kendi çıkarlarına görmüyorlar. Bu açıdan sürecin bozulması yönlü politikalar yürütüyorlar. Aslında 6 Ocak’ta HTŞ’nin Kürt mahallesine saldırtılması; sonrasında Kuzey-Doğu Suriye’ye yönlendirilmesi bir yönüyle de demokratik toplum sürecini bozmaya yönelikti. Çünkü çatışmanın şiddetlendiği ve yayıldığı bir ortamda demokratik toplum süreci yürütülemezdi. Uluslararası güçler ve Türkiye’nin dahil olduğu bir saldırı sürecini bu nedenle uluslararası bir komplo olarak değerlendiriyoruz. Türkiye’de yürüyen süreç demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü doğrultusunda ilerlerse iç ve dış bazı güçlerin planları bozulacaktır" dedi.
'ÖRGÜTLENME VE ÇOK YÖNLÜ MÜCADELE ESASTIR'
Barış ve demokratik toplum sürecini başarıya ulaştırıp komploları ve provokasyon yaratanları boşa çıkarmak için Kürt halkının birlik içinde örgütlenerek ve mücadele ederek bu sürece sahiplenmesi gerektiğini dile getiren Cemil Bayik, "Ya böyle bir anlayış ve mücadele ile komplocular boşa çıkarılıp süreç başarıya ulaştırılacaktır ya da iç ve dış güçlerin çatışmaya dayalı planları devreye girecektir. Rêber Apo ve biz, bu planı boşa çıkarmaya çalışıyoruz. Ancak tümüyle boşa çıkarılmazsa yeniden Türkiye’yi kaosa ve belirsizliklere sürükleyecek bir çatışma döneminin başlama olasılığı vardır. Bu durumda örgüt ve mücadele yöntemlerinde değişiklik olur ama saldırılara karşı tüm imkanlar kullanılarak direnilir de. Süreç bu durumlara son vermek için başlatılmıştı. Bu açıdan bu durumun ortaya çıkmaması için barış ve demokratik toplum sürecini başarıya ulaştırmamız önemlidir. Bunun için de Kürt halkı ve dostlarımız açısından örgütlenme ve çok yönlü mücadele esastır" şeklinde konuştu.
'DAYANIŞMANIN ARTMASI MÜCADELEMİZE GÜÇ VERİYOR'
Bu süreçte dünyanın birçok yerinde oldukça güçlü ve yaygın enternasyonal dayanışma eylemlerine dikkat çeken Bayık konu hakkında şöyle dedi: "2014 Kobanê direnişi sırasında da sosyalist güçler, devrimci demokratik güçler dünyanın her yerinde önemli dayanışma eylemleri gerçekleştirdiler. Yüzlercesi Kobanê direnişine ve Rojava Devrim alanına koştular, onlarca enternasyonalist sosyalist bu alanda şehit düştü. Bu açıdan enternasyonallerle Rojava Devrimi arasındaki bağ uzun yıllara dayanmaktadır. Dünyanın her köşesinde yüzlerce enternasyonalist Rojava Devrimi alanına gelmiş; oradaki deneyimi gözlemlemişlerdir. Hatta oradaki demokratik sistemin inşasına katılmışlardır. Rojava’ya gidip oradaki kadın devrimini ve demokratik konfederal sistemi gören yüzlerce enternasyonal ülkelerine dönmüşlerdir. Rêber Apo’nun paradigması ve onun eksik ve yetersiz de olsa somutlaşmış halini gören yüzlerce enternasyonal bu demokratik sistemin kendi ülkelerinde nasıl somutlaşacağı üzerinde yoğunlaşmaktadırlar.
68 kuşağı gençliği kapitalist modernist sisteme karşı bir isyanı ifade ediyordu. Özü itibariyle o günkü iktidarcı, devletçi, bürokratik sistem yaratan reel sosyalizme karşı da bir başkaldırıyı ifade ediyordu. Sistematik bir ideolojik ve teorik doğrultuları yoktu. Hatta en radikal yansımasını Türkiye’de buldular. Türkiye’de 68 kuşağı sosyalizmi benimseyen ve bu temelde örgütlenip mücadele etmeyi hedefleyen bir eğilim içindeydi. Rojava etrafında gelişen dayanışmayı geliştirenlerin büyük bölümü Rêber Apo’nun kadın özgürlükçü ekolojik demokratik toplum paradigmasını benimseyen bir topluluğu ifade etmektedir. Rêber Apo’nun kadın özgürlükçü demokratik ekolojik toplum paradigmasının etkisi dünyanın dört bir köşesine yayılmıştır. Öte yandan Avrupa demokratik kamuoyu birçok katliam yapan, DAİŞ’i yenilgiye uğratan ve Avrupa’yı bu beladan kurtaran Rojava’ya yardımı bir borç bilmektedir. Sadece Avrupa’daki halklar değil, dünyanın her tarafındaki halklar DAİŞ’i yenilgiye uğratanın Rojavalı devrimciler olduğunu çok iyi bilmektedir. Bu da Rojava direnişiyle dayanışma eylemlerine kitlesel bir enternasyonal topluluğun katılmasını sağlamıştır. Kürtler bu düzeyde dostları olduğu için de gurur duymalıdırlar. Avrupa’daki Kürtlerin bir görevi de bir Avrupalıyı kendine dost yapıp bu tür eylemlere katması olmalıdır. Bunu yapmamak ve başarmamak yanlıştır. Diğer halklardan katılımlar Kürt katılımı azaltmıyor ya da Kürt katılımını az göstermiyor. Kürtlerin mücadelesinin uluslararası alanda destek gördüğü görülüyor. Artık Kürtler eskiden denildiği gibi “avukatsız halk” değildir. Dünyanın devrimci demokrat güçleri Kürtleri sahiplenmektedir.
Sosyalistlerin, Avrupa’daki demokrasi güçlerinin ve halkların Kürtlerle böyle bir dayanışma içine girmesi önemlidir. Eskiden Kürdistan dünyaya kapatılarak Kürt soykırımı ve katliamları yapılıyordu. Kürtler mücadeleleri ve çalışmalarıyla bu durumu aştılar. Kürtlere yapılanlar dış dünyaya yansıyor; dış dünya da Kürtlerin mücadelesini görüyor. Artık dünyada kadın özgürlükçü ekolojik demokratik toplum paradigması ve bunun pratikleştirilmesi nedeniyle Kürtlere gıptayla bakılıyor.
Bu dayanışmanın artması özgürlük mücadelemize güç veriyor, mücadelemizi dünyaya tanıtıyor, kapitalist modernist güçlerin çıkarları gereği bölge devletlerini esas almasını teşhir ediyorlar. Avrupa’daki hükümetlerin ve siyasi güçlerin görüşlerini değiştirmede önemli rol oynuyorlar. Kobanê’ye saldırısı sonrası sahiplenme eylemleri karşısında uluslararası komploda yer alan iktidarlar ve siyasi güçler tutumlarında bazı değişikliklere gitmek zorunda kaldılar. Bugün Kürtler dünya halkları açısından kadın özgürlükçü demokratik zihniyete örnektirler. Bu etki sürekli artmaktadır. Rojava’ya sahiplenme eylemlerinde bu gerçeği gördük ve gururlandık."
KÜRTLERİN ÖZGÜRLÜK TUTKUSU
Rojava Kürdistan’ı sahiplenme eylemlerinin aynı zamanda Kürt halkının özgürlük tutkusunun yükseldiğini belirten Bayık, "Halkımızın baskıya ve zulme karşı 100 yıllık direnişi ve birikmiş öfkesi var. Özellikle Rêber Apo önderliğinde kesintisiz 52 yıllık mücadele Kürt halkını yeniden yarattı. Kürt halkı on yıllardır ayakta olan bir halktır. Serhildanın defalarca gerçekleşmediği il ve ilçe kalmadı. Bakurê Kürdistan’da on yıllardır ağır bedeller verilerek yürütülen bir mücadele var. Bu mücadele kesintisiz o kadar yoğun ve sert geçti ki, her serhildan ve geçen her zaman toplumu yeni değerlerle şekillendirdi. Kürt halkında yurtseverlik ve özgürlük tutkusu yükseldi. Bakurê Kürdistan’daki bu mücadele Kürdistan’ın 4 parçasını derinden etkiledi. Bu mücadele Kürtlerin güvencesi, geleceği ve onuru olarak görüldü. Rêber Apo’nun ve PKK’nin Kürdistan’ın 4 parçasındaki itibarı ve etkisi çok arttı. Kürdistan’ın 4 parçası bu önderi kendi önderleri ve mücadeleyi de kendilerinin mücadelesi olarak gördü. Bu 52 yıllık mücadelenin Kürdistan’da yarattığı psikoloji ve iklim Kürtler açısından büyük bir kazanım olmuştur. Rojava’ya saldırılara sahiplenme eylemlerini de yaratan esas olarak bu gerçekliktir. Kadir kıymet bilen, emek bilen halkımız büyük mücadele veren, büyük değerler yaratan Önderliğimizin ve Hareketimizin Kürdistan halkı ve tarihi içindeki yerini çok iyi bilmektedir" dedi.
Ulusal birliğin önemine vurgu yapan Bayık şöyle konuştu: "Önceleri çizilen suni sınırlar duyguda, düşüncede ve tepkilerde de bazı sınırlar yaratmıştı. Bizim Kürdistan’ın 4 parçasında verdiğimiz mücadele bu sınırları kaldırdı, duyguları birleştirdi. Rêber Apo’nun düşünceleri ve paradigması Kürdistan’ın 4 parçasında da örgüt ve mücadele olarak pratikleşti. Kürdistan’ın 4 parçasını bu düzeyde etkilemek bugün açığa çıkan sonuçlarda önemli rol oynamıştır. Bunu esas olarak Hareketimizin yarattığını 4 parçadaki halkımız çok iyi bilmektedir.
Rojava Kürdistan’ı sahiplenme eylemleri on yıllardır sürdürülen mücadelenin ürünüdür. Anlık bir tepki değildir. Bu açıdan Kürt halkının toplumsal alanda birliğini sağlaması halkımızın büyük bir güce ve mücadele potansiyeline kavuştuğunu ortaya koydu. Bu gerçeklik halkımızın gelecek açısından umudunu çok yükseltmiş; mutlaka kazanacağı inancını pekiştirmiştir.
Halkın bu tutumu tüm Kürt siyasi güçlerini de etkiledi. Rojava’yı sahiplenme eylemlerinin gelişmesinde olumlu bir rol oynadılar. Artık halkımızın iradesine denk bir siyasi tutum gösterme gerekliliğinin tüm siyasi güçler açısından ortaya çıktığına inanıyoruz. Halkımızın birlik tutumuyla yarattığı bir ortamın siyasal alanda da sonuçları olacaktır. Demokratik ulusal birlik ihtiyacı daha güçlü biçimde kendini ortaya koyacaktır. Kürt siyasi partilerinin yanında demokratik toplum örgütlenmelerinin de bu demokratik ulusal birliğin parçası olarak güçlü bir ulusal birlik yaratmada rollerini oynamaları tarihsel bir sorumluluk haline gelmiştir.
Halkımızın ortaya koyduğu bu demokratik ulusal birlik tutumu artık demokratik ulusal birliğin bir söylemden çıkıp pratiğe geçmesini beklemektedir. Ortak öz savunma, ortak diplomasi başta olmak üzere Kürt halkının sorunlarına çözüm bulacak bir ulusal platformu gerçekleştirme imkanı her zamankinden daha fazlasıyla vardır. Geçtiğimiz günlerde yaptığımız Eşbaşkanlık açıklamasında böyle bir çalışmayı geliştirmeye hazır olduğumuzu ve bu yönlü girişim ve çalışmalar içinde olacağımızı belirttik. Zaten diğer Kürt siyasi partilerine her zaman bu yönlü önerimizi iletmiş; ortak komiteler kurarak çalışmalar başlatmamız gerektiğini belirtmişiz. Umarız Rojava’ya sahiplenme eylemlerinden sonra bu yönlü pratikleşmeleri gerçekleştirebiliriz."
ARTAN MİLLİYETÇİ SÖYLEMLER
Son dönemlerde artan milliyetçi söylemlere dikkat çeken Bayık, "Milliyetçilik adına bu süreçte Önderliğimize ve Hareketimize yönelik bir karalama kampanyası yürüttüklerini görüyoruz. Onları Kürtlerle ilgili kaygıları değil, Rêber Apo ve PKK karşıtlığı konuşturuyor. Onlara çok şey söylenebilir; ama biz onlarla uğraşma yerine mücadele nasıl geliştirilir, Kürtler için her yerde hangi kazanımı yaratabiliriz, bunlara yoğunlaşıyoruz. Biz zaten sanal medyadan çok halkımızın ve siyasi güçlerin açık kaynaklarda ortaya koyduğu düşüncelerini dikkate alıyoruz. Bize zaman zaman sanal medyada olup bitenler aktarılıyor. Yoksa bizim ne sanal medyayla uğraşacak ne de orada ne söyleniyorun peşine düşecek zamanımız var! Tabii ki ne yazılıyor ne söyleniyor genel olarak öğrenmeye çalışıyoruz" dedi.
'ÖZGÜR BASIN KARŞISINDA ETKİSİZ KALIYORLAR'
Cemil Bayık bu süreçte özgür basına yönelik saldırılar ve özel savaş medyası hakkında şunu belirtti: "Türk devletinin 100 yıllık Kürt düşmanı, Kürdü yok sayan ve Kürt soykırımına hizmet eden bir basın geleneği var. Özellikle son 15-20 yılda bu Kürt düşmanı ve soykırım politikasına hizmet eden Türkiye’deki basın daha da pervasız hale geldi. Eskiden basının, basıncılığın bir ahlakı ve kültürü vardı. Bu, Türkiye’de tümüyle bitirilmiştir. Tamamen Kürt halkının özgürlük mücadelesini bastırmaya hizmet eden ve bir merkezden yönetilen bir basın haline gelmiştir. Muhalif basının önemli bölümü de inkarcı ve soykırımcı devlet politikasının savunucusu durumuna düşürülmüştür.
Türkiye’nin şimdiye kadar yürüttüğü politika o kadar gerçekleri çarpıtıcı ve özel savaş karakterindedir ki, bir-iki özgür ve muhalif basın organının ve söylenecek birkaç doğru sözün politikalarını çökerteceğini düşünmektedirler. Öyle ki, Tele1 gibi muhalif basının genel yayın yönetmeni olmadık gerekçelerle tutuklanmış, Tele1’e kayyum atanmıştır. Yine özgür basın ve Kürt gazetecilere yönelik baskı ve tutuklamalar devam etmektedir. Onlarca TV, onlarca gazete olmasına rağmen sınırlı özgür basın karşısında etkisiz kalıyorlar, gerçekler ve yalanlar tümüyle açığa çıkıyor. Kürtlere karşı mücadele ancak yalan ve çarpıtmayla, özel savaşla sürdürülebilir. Normal politika ve basın organlarıyla Kürtlere karşı yürütülen mücadelede başarılı olamazlar. Bu açıdan Türkiye ne resmi yasalarla yönetiliyor ne de normal basınla. Çünkü mevcut anayasa ve yasalar bile Kürtlere yönelik saldırılar için yeterli olmuyor. Bu açıdan anayasa ve yasa dışı politikalar ve uygulamalarla Kürtlere karşı kirli savaş yürütülmektedir.
Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde de bu özel savaş yöntemlerini bırakmadılar. Çünkü Kürt politikasında köklü değişiklik olmadığı müddetçe bu tür uygulamalar beklenmelidir. Sürecin fazla ilerlememesini basının dilinden de anlayabiliriz. Çünkü basın da hükümet politikasını yansıtıyor. Kalıcı ve köklü çözüm düşünenlerin basını böyle olmaz. Zaman zaman süreci olumlayan söylemler görülse de üslup, kullanılan dil ve değerlendirmeler önceki yılları hatırlatıyor. Diğer yandan Türkiye’deki basında bazı alışkanlıklar ve ön kabuller bir dogma olarak basıncıların üzerine yapışmıştır.
Türkiye’de Rêber Apo ile sürdürülen bir süreç vardır. Biz de Hareket olarak bu sürecin içindeyiz; gelişmeleri yakından takip ediyoruz. AKP-MHP iktidarına yakın basının dili süreç karşıtlarına hizmet ediyor. Süreç karşıtlarının tutumlarını bu yandaş basın meşrulaştırıyor. Hatta onlara zemin sunan yandaş basındır. AKP-MHP iktidarına bağlı basın sürece toplumsal desteği sağlayan bir yayıncılık yapmıyor. Hatta bu konuda açık süreç karşıtı olanlardan daha kötü rol oynuyorlar. Bu dil, bir çözümsüzlük dili olduğundan acaba bu basını bazı dış güçler mi yönlendiriyor, diye düşündüğümüz de oluyor?
Özgür basının imkanları az olsa da yayıncılığı ile süreç karşısında doğru tutum takınıyor; sürecin demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü doğrultusunda ilerlemesi için çaba gösteriyorlar. Gerçeklerin yayılma ve etkileme gücü daha fazla olmaktadır."