İçişleri Bakanlığı kadın cinayetlerine karşı algı yaratma peşinde! 2021-04-18 09:27:13 HABER MERKEZİ - İçişleri Bakanlığı’nın yayınladığı “kasten öldürme” verilerini içeren tabloyu “gerçekten uzak, algı yaratmaya dönük” olarak değerlendiren hukukçular, “Kasten öldürülen kadın”, “6284 kapsamında öldürülen kadın” diye bir ayrım olmadığını, cinayetlerin bu veriler içinde eritilmek istendiğini söyledi.    İçişleri Bakanlığı, polis ve jandarma sorumluluk bölgelerinde son 15 yılda yaşanan “kasten öldürme” olaylarına dair verileri paylaştı. Ülkede her gün en az 3 kadının erkek şiddeti sonucu yaşamını yitirdiği bir süreçte kadın cinayetlerinde düşüşün yaşandığı savunulan tabloda, “erkek ölümleri” verileri de paylaşılarak karşı algı yaratılmak istendi.    BAKANLIĞIN TABLOSU    Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre; 2006 yılında 3 bin 20 “kasten öldürme” olayı yaşanırken, 2020 yılında bu sayı 2 bin 75'e düşerek yüzde 31,5'lik gerileme sağlandı. “Kasten öldürme” olaylarında 2006 yılında 100 binde 4,40 kişi yaşamını yitirirken, 2020 yılında bu sayı 100 binde 2,20'ye gerileyerek, yarı yarıya azalış sağlandığı iddia edildi.    KADIN ERKEK DAĞILIMI    Tabloda, “kasten öldürme” olaylarında yapılan kadın-erkek dağılımında ise, kadın verileri “erkek şiddeti” kapsamında değerlendirilmedi.  Buna göre, 2006 yılında 468 kadın hayatını kaybederken, 2020 yılında bu sayı 385'e gerileyerek yüzde 17,7'lik bir düşüş yaşandığı savunuldu. 2006 yılında 2 bin 552 erkek öldürülürken, 2020'de bu sayı 1690'a gerileyerek, yüzde 33'lük bir düşüş sağlandığı belirtildi.    6284 KAPSAMINDA    Tabloda, “erkek şiddeti” sonucu yaşanan ölüm verileri 2014 yılı baz alınarak, 6284 sayılı yasa kapsamında verildi. Bakanlığa göre, İstanbul Sözleşmesi’ni referans alan 6284 sayılı kanun kapsamında değerlendirilen kadın cinayetlerinde de son yıllarda düşüş yaşandı. Tabloda, “Son 7 yılda 6284 sayılı kanun kapsamına giren kadın cinayetleri 307’den 267’ye gerileyerek yüzde 13 oranında düştü” verisine yer verildi.    Rosa Kadın Derneği yöneticisi Avukat Elif Tirenç İpek ve Toplumsal Hukuk Kadın Grubu üyesi Avukat Betül Çetin İçişleri Bakanlığı’nın paylaştığı verileri değerlendirdi.    GERÇEKTEN UZAK    İpek, gerçeği yansıtmayan verilerin, kadın örgütlerinin tuttuğu çetelelerle asla örtüşmeyen ve neredeyse yarı yarıya gösteren bir tablo olduğunu belirtti. “Birçok kadın örgütü tarafından yayımlanan raporlar basın taraması ve saha çalışması ile tutulan çeteleler, Bakanlığın açıkladığı sayıların çok üstünde veri sunuyor” diyen İpek, verilerin algı yaratmaya dönük olduğuna dikkat çekti.    HANGİ KAPSAMA GÖRE?    Veriler toparlanırken hangi kapsama göre ve hangi kritere göre yapıldığı hakkında herhangi bir açıklamaya yer verilmediğine işaret eden İpek, “Örneğin dini nikahlı olup da öldürülen kadınlar veya ‘şüpheli kadın ölümleri’ bu kapsama alınmamış veya ‘kadın maktül’ sayıları verilirken, bu suçlarda fail cinsiyeti ve gerekçesi verilmemiştir. Bu haliyle nasıl bir çalışmanın yürütüldüğü kısmı belirsiz kalmıştır” dedi.    SÖZLEŞME NEDEN FESHEDİLDİ?   Yine bunun yanında tabloda erkek sayısına oranla kadın sayısının çok az gösterildiğini kaydeden İpek, şöyle dedi: “Bu sayede genel toplamın içinde kadın cinayeti sayısı da eritilmek istenmiştir. Bununla yaratılmak istenen algı çok açık, ‘gerçek sayıları abarttığımız’ söylenecektir. Her ne kadar cinayet sayısı konusunda bir manipülasyon yapıldığını söyleyebilsek de 2014 yılı ile 2020 yılları arasında verilen 6284 sayılı yasa kapsamındaki cinayet verisine bakıldığında açığa çıkan çarpıcı bir tespit var. Bilindiği gibi 2014 yılı İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe girdiği yıldır. Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM), Alo Şiddet Hatları, 6284 Yasası, Kadın Destek Uygulaması (KADES) gibi özel birimler, şiddeti önleyici ve koruyucu birçok mekanizma, Sözleşme kapsamında hayata geçirildi. Öldürme vakaları bu tarihten ve bu uygulamalardan itibaren düşüş göstermiş ise, bu tespit tek başına İstanbul Sözleşmesi’nin başarısına işaret etmez mi? Şiddetle mücadelede önemli bir yol haritası çıkartan Sözleşme’den neden çekildiniz diye sormak gerekir?   FAİLİN YAKINLIĞI ESAS ALINMIŞ    Tabloda yer verilen başlıklar ise açıkça kandırmacadır. 6284 sayılı kanun kapsamında kadın cinayetlerinin düştüğü belirtilmiş fakat bu sayılar oluşturulurken anlaşıldığı kadarıyla sadece failin öldürülen kadına yakınlığı esas alınmıştır. Halbu ki 6284 sayılı kanun kimden gelirse gelsin şiddete ve ısrarlı takibe karşı mücadele eder. Bununla birlikte şiddetin kadına yönelmesinin temel kaynağı toplumsal cinsiyet eşitsizliğidir. Trafik kazasında ölen bir kadın ‘kasten öldürülmüş’ olamayacağına göre ‘kasten öldürme’ sayıları içinde öldürülen kadınların yüzde yüzünün bu eşitsizlik kaynaklı öldürülmüş olduğu kabulünden uzak bir derleme yapılmıştır.”    TUTARSIZLIK    Avukat Betül Çetin de, bu tablolarla “kadın cinayetlerinin belirtildiği kadar çok olmadığı” mesajı verilmek istendiğini söyledi. Kadınların İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme kararına karşı eylemlerinin sürdüğünü ifade eden Çetin, “Karşı taraf da imza çekme kararını meşru gösterecek gerçek olmayan söylemler, haberler ve istatistikler yayınlamaya devam ediyor. Biz her gün her dakika kadın cinayetleri haberleri duymaya devam ederken; şimdiye kadar böyle bir istatistik yayınlamayan Bakanlık,  ‘kasten öldürme’ olaylarında kadın ve erkek cinayetleri ayrımı yaparak istatistik yayınlıyor. Bu da yetmiyor ‘6284 kapsamındaki cinayetler’ diye ayrıca bir istatistik veriyor. Bu istatistik üzerinden de ‘kadın cinayetlerinde düşüş var’ diyor. Nerden baksanız tutarsızlık” ifadelerini kullandı.    KADIN CİNAYETLERİN TEK SEBEBİ VAR    Tabloyu, “Ancak bu demek değil ki; diğer öldürülen kadınlar ‘kasten öldürülen’ erkeklerle aynı sebeplerle öldürüldü. Kaldı ki; bu erkekleri de kadınları da öldüren erkektir” şeklinde değerlendiren Çetin, kadın cinayetlerinin bu şekilde göz ardı edildiğini söyledi. Çetin, konuşmasına şöyle devam etti: “’Kasten öldürülen kadın’, ‘6284 kapsamında öldürülen kadın’ diye bir şey yok. Biz kadının kadın olmasından dolayı öldürüldüğü, kadın cinayetlerinin politik olduğu, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kadınların insanca yaşamasına izin vermediği bir ülkede yaşıyoruz. İmza çekme sürecine değin İstanbul Sözleşmesi’ndeki yükümlülüklerini hiç yerine getirmeyen veya eksik yerine getiren, veri tutmayan, veri paylaşmayan devlet, imza çektikten sonra gerçek olmayan verilerle kadın cinayetleri sorununu göz ardı ediyor. Biz öldürülen kadın sayısının çok daha fazla olduğunu biliyoruz.”