İSTANBUL - Değişimin ekolojik bir barış süreciyle birlikte mümkün olacağını belirten Yeşil Sol Parti MYK üyesi Çiğdem Özbaş, “Devletin şirketleşmiş haline ve ekolojik yıkım merkezli kalkınma modeline karşı demokratik bir koalisyona ihtiyaç var” dedi.
“İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı"na katılan farklı çevrelerden isimler, cumhuriyetin demokratik dönüşümünü kendi cephesinden tartışmaya devam ediyor. Cumhuriyetin demokratikleşmesinin ekoloji ve yaşam mücadelesindeki önemini belirten ekolojistler de bu tartışmanın ekseninde yer alıyor.
Yeşil Sol Parti Merkezi Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Çiğdem Özbaş, cumhuriyetin demokratikleşmesinin ekoloji mücadelesine yansımasını değerlendirdi.
Günümüzde toprağını, ormanını, suyunu, yaşamını ve ekolojiyi savunan tüm yapıların büyük bir saldırıyla karşı karşıya olduğunu belirten Çiğdem Özbaş, “Bu anlamda ekolojik bir mücadele vermek isteyen, hayvan hakları olabilir, biyoçeşitliliği savunmak olabilir, genel olarak güvenli tarım yapabilmek için bile ekolojik bir mücadele vermek zorunda kalan bütün toplumsal kesimler, bu cumhuriyetin antidemokratik uygulamaları ile karşı karşıya” diyerek bu yüzyılda ekoloji mücadelesi yürütenlerin yalnızlaştırıldığını vurguladı.
‘DEMOKRATİK BİR KOALİSYONA İHTİYAÇ VAR’
Çiğdem Özbaş, her alanda artan baskının antidemokratik uygulamalarla kendilerine de yöneldiğin, dile getirerek, “Akbelen'de 3 yıl boyunca nöbet tuttuk. Bu nöbete büyük bir jandarma, polis gücüyle saldırıldı. Arkadaşlarımız gözaltına alındı. Muğla'dan sürgün edildi, o bölgeye giremez hale getirildiler. Tam bir baskı rejimi uygulanıyor. 3 şirketin taleplerini gerçekleştirmek için yasa çıkaran bir hükümet ve bir devlet örgütlenmesi var. İşte tam da bu yüzden bu devlet örgütünün şirketleşmiş haline ve ekolojik yıkım merkezli bir kalkınma modeline karşı bütün toplumsal kesimleri bir araya getiren demokratik bir koalisyona ihtiyaç var. Bu demokratik koalisyonun içerisinde ekolojistler biliyor ki yaşam hakkını, emek hakkını, kadın haklarıyla birlikte ortaklaştırarak ancak kazanabilecekler” ifadelerini kullandı.
‘EKOLOJİK MÜCADELE BASKILANIYOR’
Uluslararası ölçekte tam bir otoriterleşme dalgasıyla karşı karşıya olduklarını ve bunun iklim inkarcılığı üzerinden ekolojik mücadeleyi de baskıladığını söyleyen Çiğdem Özbaş, “Uluslararası ölçekteki gelişmelere baktığımızda tam bir mülksüzleştirme söz konusu. Enerji sektöründe sözde iklim krizi nedeniyle yeşil enerjiye geçiyoruz diyenler, nadir elementler üzerinden Türkiye'de olduğu gibi çok ciddi bir ruhsatlandırma yaptılar. Bütün topraklar şu anda Türkiye'de çok yaygın şekilde, bazı şehirlerde yüzde 70-80 oranında ruhsatlandırılmış durumda madenlere açıldı. Bu kalkınma modeli tamamen insan haklarına, biyoçeşitliliğe, genel olarak oradaki bütün yaşam hakkına saldırıyla iç içe geçmiş durumda” diye belirtti.
İKLİM ZİRVESİ VE EKOLOJİK YIKIM
Kasım ayında Antalya’da yapılacak olan İklim Zirvesi COP31’e de dikkat çeken Çiğdem Özbaş, bu zirvenin iklim krizine yönelik önlemler almaları gereken bir zirve olduğunu ama 30 yılda bunun tam tersinin yaşandığını söyledi. Ekolojik yıkıma tepki gösteren Çiğdem Özbaş, “Biz bu zirvede, geçen 30 yıldır fosil yakıt dediğimiz, yeraltından çıkan gaz ve petrolden çıkıp sürdürülebilir enerjiye geçiş konusunda hiçbir şey yapmadıklarını biliyoruz. Daha fazla enerji için, kar için daha fazla ekolojik yıkıma neden oldular. O yüzden bütün uluslararası iklim hareketiyle birlikte insan hakları aktivistlerini, kadın örgütlerini ve bütün halk temsilcilerini Antalya'ya davet ediyoruz. Ekoloji örgütleri, diğer toplumsal hareket temsilcileri ile buluştular. Yerellerde meclisler oluşuyor. Genel olarak bütün bu meclislerle birlikte uluslararası harekete de ev sahipliği yapmak istiyoruz. Bu ev sahipliği, uluslararası bütün egemenlere ve Türkiye'deki yönetici sınıfa göz boyamalarla iklimi koruyamayacaklarını, ekolojik yıkımı durduramayacaklarını belirterek; yerelden, toplumsal muhalefetin parçası olan çözümlerle bu süreci aşmamız gerektiğini göstermek içindir. O yüzden bizim için Kasım ayında Antalya'daki buluşma, Demokratik Cumhuriyet çağrısından bağımsız bir çağrı değildir. Bu da bu sürecin bir parçası. Demokratik Cumhuriyet için, Cumhuriyet'in demokratikleşme sürecine katkıda bulunan herkesi aynı zamanda bu uluslararası buluşmaya davet ediyoruz” diye konuştu.
ŞİRKETLERİ KORUMAK İÇİN KALEKOL KURULUYOR
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde kalekollarının yapılmaya devam ettiğini dile getiren Çiğdem Özbaş, “Mesela Kürt bölgelerinde meralara çıkamıyorsun, ormanlar korunmuyor. Hatta güvenlik bahanesiyle yakılan ormanları biliyoruz. En son işte bir nöbete çıktığımızda Şırnak'ta şunu gördük. Kalekollar barış süreci olmasına rağmen azalmıyor, artıyor ve askeri olarak konuşlanmış durumdalar. Neye hizmet ediyor bu? Gerillanın çıktığı bölgeler olmasına rağmen halka karşı şirketleri koruyacak bir konuşlanma dertleri olduğu çok belli. Güvenlik meselesi bir savaş dönemine ait değil sadece. Barış sürecinde de ekolojik yıkıma bekçilik yapmak üzere bu askeri ve polisiye önlemleri alıyorlar. Çok ciddi baskılar uygulanıyor ve bu yüzden demokratikleşmeyen bir Cumhuriyet aslında inkarcı bir Cumhuriyet. Her türlü mücadeleyi, hak talebini yok sayıyor, inkar ediyor. Ekoloji mücadelesi veren yoldaşlarımız sürekli bir operasyonla karşı karşıya. Bütün toplumsal muhalefet odakları bu baskıya maruz kalırken, ekoloji hareketi de aynı baskıyla yüz yüze, hatta ölümler yaşayacak düzeyde” ifadelerine yer verdi.
‘DEMOKRASİ MÜCADELESİNDE BULUŞUP BİRLEŞELİM’
“Değişim ve demokrasi mücadelesi verirken ortak bir gelecek tahayyülümüz, ekolojik bir barış süreciyle birlikte mümkün” diyen Çiğdem Özbaş, sözlerini şöyle tamamladı: “Böl ve yönet ilişkisi muhalefetin içinde korkunç bir öfke yaratıyor. Bu çözümsüzlük, çaresizlik, demokrasisizlik muhalefeti de çok zayıflatan bir iş. Ekoloji hareketinin de daha fazla güçlenebilmesi için bu demokrasi mücadelesinde buluşmamız, birleşmemiz çok değerli.”
MA / Necla Demir Arvas - Melik Varol